Derin ve Mavi / Masal

 

Bir varmış bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, yeşillikler içinde, maviliklerle çevrili, gecesini yıldızlarla aydınlatan bir köy varmış. Bu köyde yaşayan insan sayısı 50’yi geçmezmiş. Kendi yağlarında kavrulan bu insanlar, gündüzleri iş bölümü içinde çalışır, geceleri de ateşin çevresinde yaptığı danslar ve oyunlarla eğlenirmiş. Civar köyler özenerek bakarlarmış buraya. Kendileri pay edemezmiş ne işleri ne doğanın onlara verdiği nimetleri.

Huzur ve mutluluk barındıran bu yaşam çok uzun yıllar böyle sürüp gitmiş. Lakin kalan tüm köyler gittikçe mutsuzlaşıyormuş. Ta ki o gece yağan yağmura kadar sürüp gitmiş bu iş böyle…

O gece yarısı tüm köy yattıktan sonra bir çığlık duyulmuş. Herkesi yatağından sıçratan bu çığlık köyde uzun yıllar sonra hamile kalan kadına aitmiş. Gittikçe azalan nüfusları yüzünden tüm köy yıllar sonra gelen bu mucize hamileliği sevinçle karşılamış. Tam doğum esnasında çamur gibi bir yağmur yağmaya başlamış. Doğum da epey zorlu geçiyormuş. Sonunda biri kız, biri erkek iki bebek gelmiş dünyaya; kız olanı Derin, erkek olanı Mavi… O anda kesilmiş yağmurlar.  Sabah olduğunda kutlama yapmak için tarlalara koşan köylüler, tüm hasatın kuruduğunu görmüş. Civar köylerden gelen haberlere göre yağan yağmur, değdiği her yeri kurutmuş.  Günlerce sebebini araştırmış insanlar ama bulamamış. Bulamadıkça sinirleniyor ve bencilleşiyorlarmış. Bu sırada Derin ve Mavi hızla fakat zorlu şartlar altında büyüyorlarmuş.

Yaşanan kıtlık iyice büyümeye başlamış. Kalan erzaklara zorla el koyan bir grup insan, köy köy gezip talan ediyormuş gördüğü ne varsa. Derin ve Maviyi telaşla bir küfeye saklayıp beklemeye başlamış bizim köylüler. Gelmiş hırsızlar, başlamış işlerine ne gelirse almaya. Karşı koymaya çalışanları da tartaklamaktan eksik kalmamışlar. Her şey bitip de tehlike geçince çıkarmışlar bizim çocukları sakladıkları yerden. Ama o da ne! Gözlerine inanamamışlar. Biri zümrüt yeşili, diğeri okyanus mavisi iki taş asılıymış çocukların boynunda… Gören olmamış kimin verdiğini. Çocuklarda anlatamamış her ne olduysa ve bu mucizede asılı kalmış, çözülemeden zamanda.

Günler geçmeye devam etmiş. Yıldızlar eskisi gibi parlak, denizler eskisi gibi yeşil değilmiş sanki.  Kalan birkaç kişi de kendilerine verimli birer toprak bulmak için yola düşmüş. Bu kuraklığa çare bulmak için neler yapmamış ki insanoğlu? Her biri kendi bildiği, inandığı gibi çözümler bulmaya çalışmış ama nafile. Derin ve Mavinin ailesi de artık çare kalmayınca, çocukların boynundaki kolyeyi satarak, daha uzak diyarlarda şanslarını aramaya karar vermiş. Yalnız çocukların boynundan o kolyeleri alabilene aşk olsun. Tam boyunlarından çıkaracakken kolye parlayıp, yeniden yapışıyormuş çocukların boynuna. Daha fazla denemeye gücü kalmayan aile, o gece nehir kenarında bir yere kurmuş çadırını ve uykuya dalmış. Sabah gün ağarmaya başladığında büyük bir ışık belirmiş gökyüzünde. Telaşla kakmış anne ve baba, bakmışlar Derin ve Mavi çadırda değil. Onlardan önce uyanıp, ailesi için balık avlamaya çalışan çocuklar suya girdiği anda taşlar karışmış suya, parlamış olabildiğince, aydınlatmış göğü, canlandırmış toprağı. Bu mucizeyi gören kadın başlamış gözyaşı dökmeye:

Her birimiz kendimizi düşünüp etrafa panikle saldıracağımıza biz gibi düşünüp beraber hareket etseydik, yaşanmayacaktı bunca sıkıntı. Doğa bize güzel bir ders verdi. Bize bolca saçtığı nimetlerini elimizden alınca, ne insanlık kaldı ne sevgi içimizde.! Oysa ufak bir çocuğun iyi olma heyecanındaydı tüm mesele…

Sabah gördüğü ışıkla uyanan diğer köyler şaşkına dönmüş. Bu efsane zamanla yayılmış dilden dile. Ama insanoğlu işte; yaşadıkça, doydukça ve zamanla unutmuş yine tüm bildiklerini…

Gökten üç elma düşmüş; biri yazana, biri okuyana diğeri de içindeki iyiliği yaşatmaya devam edenlere…

 

OZELSEDA

Diğer Masallar:

Bulutlar Ülkesi / Masal

Sanatçı Kaptan / masal

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir