Aslolan Sessizlikteki Huzurdur

Huzur  deyince ne geliyor aklınıza? Mesela imgeleyelim; yeşiller içinde, göl kenarında belki bir hamakta kitap okumak nasıl? Yahut deniz kenarında bir ağaç gölgesinde, dalga sesleriyle dans etmek… Kimine göre konsepti değişse de aslında sonuç o “kendinle baş başa kalma anına” varır. Gürültülü, yani birden fazla düşüncenin var olduğu, ortamlar huzurlu bir seçenek sayılmaz çoğumuza göre ya da her  zaman tercih edilebilir olmaz diyelim.

Her neyse mecalimi anladınız. Bu yazıları takip ediyorsanız bakış açınız çok yönlü işleyebiliyor demektir 🙂 Şimdi ben diyorum ki aslında zor olanı sessizlikte yani kendinle baş başa kalma anında huzurlu kalabilmektir. Aksine, kalabalıklarda daha fazla susturabilir insan düşüncelerini.

Yatmadan önce yapılan günün swot analizi gibi düşün. Hani çoğumuz, ki zaten bu tezimi yaşayanlar bu sınıfa  giren deneme grubu, akşam yatarken bir z raporu alırız ya, ha işte o misal. Neden? Çünkü uykuya geçme anında ki o sessizlikte beyin özgürdür. Sessizlikte savurur özgürce biriktirdiklerini, söylemediklerini ya da senin günün içinde bastırdıklarını. Havada dönen o muhakeme cümleleri de bizi o gözden geçirme sürecine sürükler.

Kalabalıklarda ya da sesli ortamlarda arada kaynayabilir vicdani sorgulamalar. O sebepledir ki eğer sessizlikte huzurlu kalabilenlerden isen, şanslısın demektir. Ya etliye sütlüye bulaşmadan yaşamışsın hayatını ya da her yeni güne uyandığında tüm insani duygularını sıfırlayabilenlerdensin…

Yoksa bülbülü altın kafese koymuşlar, burada muhabbet edecek kimse yok demiş! İşte öyle bir şey.

Benim iç ses hiç susmuyor mesela:) Benim gibiyseniz ve kafanızda, hayat akarken bile fikir beyan eden bir geveze varsa; ya çok keşkeniz var demektir yahut gereksizce fazla çalışan vicdan ve empati mekanizmanız  vardır. O zaman da;  “Tebrikler! Delirdiniz veya üzeresiniz. 🙂

Mesela ben sağduyumu gereksiz çalıştıran biri olduğumdan düşüncesiz insanların yerine de düşünüyorum. Seda yorgun ama hale anlamsızca umutlu. Siz Seda gibi olmayı evde denemeyin 🙂

Hadi iyi oyunlar…

OZELSEDA

Dünü Unutma Lakin Asla Arkana Da Bakma!

 

Geçmişten getirdiklerinin yüküyle geleceği sırtlaması zordur insanın. Geçmiş ve geleceğin bendeki geçerli anlamını anlatmam gerekiyor öncelikle size. Gerçi gereklilik kavramını da oldum olası sevemedim. Neyse o da artık başka bir yazıya.

Şimdi konuya dönecek olursak, bana göre geçmiş; hatırlayabildiğimiz ya da istesek de unutamadığımız (!) bilinen geçmiş… Gelecek ise; yaşamadığımız ve ne yaşayacağımızı pratikte bilemediğimiz, ancak teoride fikir üretebildiğimiz. Peki, geleceği şimdiden düşünmek önemli mi? Elbette, ama hayati değil!

Önemli olan şimdi. İşte geleceğin bilinmeyeniyle geçmişin yaşanmışlıklarını olduğu gibi şimdiye taşırsak, aslında hayati olanı yani şimdiyi yaşamaya ne durumumuz  kalıyor ne de mecalimiz.

İnsanlar tanıdım; tüm bu kavramları, zamanı, oluşumu hatta varlığını sorgulayan… Bu karakterlerin çoğu kendini bir noktada hiçleştirebilen insanlardı.Sende bu yazdıklarımı en azından birkaç gece de olsa okuduysan, hayatı seyretmeyi değil de yaşamayı tercih edenlerdensin demektir.

Her düştüğünde tekrar ayağa kalkabilmenin verdiği özgüveni yaşamadan; yılmadan, coşmadan, susmadan ve anlatmadan geçen hayat, nafiledir fikrimce. 🙂

Birde sistemin; robotlaştırdıkları, susturdukları, pohpohladıkları, fazlaca konuşturdukları ve dinlemeyi bilmeyen karakterleri var.  Onlar oyunda olduğunu zannetse de ya tribünde ya da yedek kulübesinde yitirirler hayat şanslarını. Kendi arzularını kendilerine bile itiraf edemeyen, zorlamayan, konuşmayan, yüzleşmeyen sadece “doğru” (!) olanı yapmak için mutluluklarından, fark etmeden ödün veren insanlar; çağın mükemmel ama yalnız insanları, seyircileri…

Hayat oyununa odaklanabilmek ve oyunun aktif olarak içinde kalabilmek için geçmişte oyalanma ve geleceğe çok takılma derim. Bu anı yaşa saçmalığı değil bu söylediğim ama yaşadıklarından alman gerekenleri alıp kalanını bırakacaksın ki yükün ağır olmasın, gelecek ile ilgili ihtimalleri hep kenarda tutacaksın ama detaylandırmayacaksın. Çünkü geleceği şimdi yaşadığın anla şekillendirirsin; yaşayarak fakat düşünerek değil.  Şimdiyi iyi gör, resmin bütününe bak ve hamleni yap.  Denklem basit, mesele uygulayabilmekte 🙂

Çünkü çoğu zaman bilmek, yapabilmek anlamına gelmiyor  🙂
Hadi iyi oyunlar…

OZELSEDA