Çalışmak! Peki Ne Uğruna?

Çalışmak güzeldir! İşleyen demir ışıldar. Çalışanı Allah sever. Hani şu Ağustos Böceği ile Karınca yok mu? Onun hikayesi mesela. Binlerce özlü söz ve hikaye sıralayabiliriz eminim kafa patlatsak. Lakin yine konunun özünden uzaklaşmış, amacımızı şaşmış oluruz. Ha gerçekten yahu amacımız neydi?

Bence hayatla ilgili asıl sıkıntımız da bu zaten! Bir şeyi, başka bir şeye ulaşmak için yapmaya başlıyoruz. Sonra o yaptığımız şeye kapılıp, varacağımız noktayı kaybediyoruz. Olaya kendimizi vermiyoruz arkadaşlar. Sonra gelsin kısır döngüler, birbirinin benzeri yaşanmışlıklar, sonunda tarifsiz ve derinden mutsuzluklar.

Konumuza tümden gelirsek, neden çalışıyoruz? Birçoğunuz okurken içinden, “para kazanmak için” diye yapıştırdı muhtemelen cevabı. Peki, o zaman neden para kazıyorsun? Hayatını idame ettirebilmek adına… Peki, sence yaşadığın bu hayat senin hayatın mı? Para kazanmaya öyle boğulmuşuz ki çoğumuzun hayalleri ya rafa kalkmış yahut vakumlu torbayla zor bulunacak bir yere sıkıştırılmış… Bünye de bir süre sonra “madem çalışmak için benim önceliklerimi geri plana atıyorsun, madem para kazanmak senin için bu kadar önemli bana maddi doyum sağlamazsan arıza çıkarırım” diyor. O zaman gelsin öğle arası internet alışverişleri, gitsin hafta sonu kalburüstü mekanlarda ödenen haz odaklı adisyonlar… Sonra bir gün gelince 60 yaşına ne o kıyafetler mutlu eder insanı, ne de gittiği lüks mekanlar…

Bizim bu beyaz yakalı köleler daha emeklilik yaşlarına gelmedi. Bu “anı düşün”, “kazan ve harca” gençliği büyüyüp, emekli olduğunda hallerini / hallerimizi çok merak ediyorum.

Bir de farklı taraftan bakalım.. İlk sorumuzun cevabını, “ben kendimi gerçekleştirmek, üretken (plaza dili = proaktif ) olabilmek adına çalışıyorum.” olarak verenlerde olmuştur. Güzel kardeşim elbette üretmek önemli. Ben de bütün gün yan gelip yatalım ya da çalışmayalım demiyorum. Çalışmanın amacından şaşmayalım, yaşayamadığımız her duygunun yerine mesai saatleri ile “mutluluk kaplama” yapmayalım diyorum! E, sen ne olacaksın peki emekli olunca? Hayatın boyunca gece gündüz demeden, kişisel haz ve zevklerini işe yorarak yaşadıktan sonra, elinden oyuncağın alınınca, ne yapacaksın? Zaman bulup çoluk çocuk yaptıysan ona saracaksın ya da bir işin kalmadığı için sıkıntıdan erken çökeceksin, ezcümle büyük bir boşluğa düşeceksin.

Hayatta sizi, ruhunuzu besleyen kişiler, uğraşlar olmalı! Ve bunları kendinizden değil ama araç olması gereken işinizden öncelikli tutmalısınız…

Hadi kendimden örnek vereyim. hayatımın 14 senesini sanat uğruna geçirip, daha çok üretebilmek adına kurumsal bir iş buldum. Para düşünmeyecek, kalan zamanımı üretmekle (sanat adına) geçirecektim. Ne oldu? Sarmal beni, debelenmelerime rağmen, içine aldı. Bari yazmaya devam edeyim dedim, bu siteyi açtım. Bu sefer yoğunluktan (!) yazılarımı yazamamaya başladım. Peki, baştaki amaç neydi?

Çalışmak neydi? Çalışmak üretmekti! Çalışmak hayatını devam ettirebilmekti, optimum haza en yakın şekilde! Çalışmak kendini gerçekleştirme yolunda atılan adımlardı. Bazı güzel insanlar vardı, fark etti gerçeği ve yollarını amaçlarına doğru yönlendirdiler. Beyaz yakalarının çamura bulanma riskini göze alıp, hayatlarını yeniden kurdular. Bazılarımız ise hala sanal gerçekliğinde, ben de dahil!  Yaşadığımız simülasyona sıkı sıkıya tutunmayı tercih ediyoruz.

Bir sabah geç uyanıp, sevdiklerimizle kahvaltı etmeyi es geçerek, çocuğumuza okuldan geldiğinde kapıyı açıp, sarılmak yerine ona alacağımız son moda ayakkabının parası için çalışarak, sevgilimizin bize  ihtiyacı olduğu bir anda onun gözlerine bakıp sarılmanın mutluluğunu belki de hiç tadamayarak, anne- babamızla bir akşamüstü çayında zaman geçiremeyerek harcıyoruz bu hayatı. Hem de istediğimiz hayatı yaşamak adına çalıştığımız tam zamanlı(!) işlerimizde es geçiyoruz hayallerimizi…

İronimize kurban!

OZELSEDA